Kayıtlar

Aptalla kuşun hikayesi

Bir adam hileyle, kuşun birini tuzağa düşürerek yakaladı. Kuş dile geldi, yalvardı. ''Ey ulu insan, sen koyunları, öküzleri yedin, bir çok deveyi kurban ettin. Bu dünyada onlarla bile doymadın, benimle mi doyacaksın? Eğer beni bırakırsan ben sana üç öğüt vereceğim.Bunlara uyarsan her müşkülün hallolur.Birincisini, elindeyken vereyim, eğer beğenirsen benibırakırsın. İkincisini şu dama konarken, üçüncüsünü de şu uluağaçta söylerim,'' dedi.Adam kuşu sıkı sıkıya tutarak: ''Haydi söyle bakalım, eğer beğenirsem seni bırakırım,''dedi.''Kuşçağız ilk öğüdünü söyledi:''Olmayacak sözü kim söylerse söylesin, inanma'' dedi.Adam öğüdünü beğenerek kuşu bıraktı. Kuş uçarak damın saçağına kondu. İkinci öğüdünü söyledi: ''Geçmiş gitmiş şeylere, kaçmış fırsatlara ah vah etme.''dedi. Sonra biraz geriye çekilerek orada bulunana ulu ağacakondu: ''Benim karnımda on bir dirhem ağırlığında paha biçilmez birinci vardı. Eğer beni ...

Düşüncelerin esiri olmak

Düşüncelerin esiri olmak Doğruları bulma çabası insan hayatı var oldukça devam edeceğe benziyor. Birçoğumuz herhangi bir konuda karar verirken çoğu kez hayata bakış açımızın esiri oluyoruz. Hayata bakış açımızın esiri olmak ta ne demek diyebilirsiniz. Bugün bütün toplumsal çatışmaların yaşanmasının tek nedeni olduğunu düşündüğüm hayata bakış açımız, bizi birçok kez yanlış kararlar vermeye itiyor. Bir insanı niçin severiz sorusunun cevabı da aynı zamanda hayata bakış açımızın esiri olma arasında ortak bir nokta var. Bir şirketin üst düzey yöneticisi iken personel alımında bir elemanın niteliklerinden çok sizinle aynı bakış açısını paylaşmasını kıstas alıyorsanız yeni bir dünyayı tanımayı da kaçırmış oluyorsunuz. Ya da bir üniversite yüksek lisans için öğrenci seçiminde bulunacaksınız, istiyorsunuz ki seçtiğiniz öğrenciler sizin gibi düşünsün, hayata sizin baktığınız gözlerle baksın. Böyle bir beyin yapısına sahip bir yönetici, bir hoca nasıl başarı elde edebilir. Bütün başarıların altın...

Sonucu Düşünen Kahramanlar

Sonucu Düşünen Kahramanlar Bir ülkede fakir bir adam, kralın kızına âşık olur. Ümitsizdir ama vazgeçmez. Cesaretini toplar, kralın huzuruna çıkar ve niyetini söyler. Kral iyi yüreklidir ama kızını vermek istemez. Adamı da kırmamak için bir şart koyar. Birlikte sandala binerler. Denizin ortasında kral parmağındaki yüzüğü çıkarır, suya atar ve der ki: “Bu yüzüğü bana getirirsen kızımı sana veririm. Getiremezsen, unut.” Adam kabul eder. Kıyıya döndüğünde eline bir tas alır ve denizi boşaltmaya başlar. Günler geçer. Haftalar, aylar, yıllar… Adam hâlâ tasla denizi boşaltmaktadır. Tasın taşlara vurmasından çıkan ses denizdeki canlıları rahatsız eder. Merak ederler, bakarlar. Adamın yüzüğü aradığını öğrenirler. Bu sesten kurtulmak isteyen bir balık, yüzüğü alır ve adamın tası daldırdığı yere bırakır. Adam yüzüğü bulur. Ve kralın huzuruna çıkar. Kral şaşkındır. Ama söz sözdür. Bu hikâye beni hep şuna götürür: İnsanlar harekete geçmeden önce nasıl düşündüklerine göre kaderlerini yazıyo...

Kişisel Bir Not

– Kişisel Bir Not Yıllar önce bir akşam eve geç döndüğümü hatırlıyorum. Yorgundum ama içimde tuhaf bir gurur vardı. İşler yolundaydı, sorumluluklar artmıştı, insanlar bana güveniyordu. Kendi kendime, “başarı böyle bir şey olmalı” demiştim. Evin kapısından girdiğimde ise bambaşka bir sessizlik vardı. Kimse bir şey söylemedi. Zaten en ağır cümleler çoğu zaman söylenmez. O gün şunu fark ettim: Başarı bazen alkışla değil, eksiklik hissiyle karşılar insanı. İş yerinde aranır olmak, evde eksik kalmayı telafi etmiyor. Çalışmanın ne demek olduğunu biliyorum. Kendi işini yapmanın yükünü de, bir başkasının sorumluluğunu taşımanın ağırlığını da… “Bugün biraz durayım” deme lüksünün çoğu zaman olmadığını da. Çünkü iş, durduğun an senden uzaklaşır. Ama yıllar bana başka bir şey daha öğretti: Sadece çalışarak kazanılan başarı, bir yerden sonra insanın içini doldurmuyor. İş hayatı net. Çalışırsın, sonuç alırsın ya da almazsın. Özel hayat öyle değil. İhmal ettiğinde hemen alarm vermez. Sessizce g...

Büyüklere Bir Masal...

Büyüklere Bir Masal… Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada yaşayan bir oğlan çocuğu vardı. Hayatı severdi; köpekleri, atları, müziği, denizi… Yüzmeye gider, futbol oynar, hayaller kurardı. Büyük hayaller. Bir gün Tanrı’ya seslendi: “Büyüdüğümde ne istediğimi uzun uzun düşündüm,” dedi. Tanrı gülümsedi: “Anlat.” Büyük bir ev istedi. Önünde heykeller, arkasında iki St. Bernard… Uçsuz bucaksız bir bahçe. Uzun boylu, siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan, şarkı söyleyen bir eş… Üç güçlü oğul… Biri bilim insanı, biri senatör, biri milli futbolcu. Kendisi gezgin olacaktı; okyanuslara açılacak, dağlara tırmanacak, insanları kurtaracaktı. Bir de kırmızı bir Ferrari… Tanrı, “Ne güzel bir hayal,” dedi. “Mutlu olmanı dilerim.” Yıllar geçti. Bir futbol maçında dizini sakatladı. Dağlar, okyanuslar, maceralar geride kaldı. Hayat başka bir yoldan aktı. Pazarlama okudu, tıbbi malzemeler satan bir şirket kurdu. Güzel, sevecen bir kadınla evlendi. Uzun değildi; gözleri mavi değil, ela idi. Git...

Pazar Sabahı

Saatin bir önemi yok. Güneş uyanmış, ben henüz karar vermemişim. Ev sessiz. Sessizlikten korkmuyorum artık. Eskiden içini doldurmak isterdim, şimdi dinliyorum. Çay demleniyor. Kahvaltı hazırlanıyor ama kimseyi beklemiyor. Bugün gecikmek diye bir şey yok. Radyoda eski bir şarkı. Bir zamanlar çok şey hayal ettiğim yıllardan. Sesini kısmıyorum. Pazar çünkü… Kimse kimseyi uyandırmak zorunda değil. Tabaklar en sevdiklerimden. Kırılır mı diye bakmıyorum. Zaten bazı şeyler kırılmadan yerine oturmuyor. Telefon elimde. Aramak istediğim insanlar var. “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye değil. “İyi ki varsın” demek için. Sokağa çıkıyorum. Ayakkabılar ağır geliyor. Bir an durup çimlere basmak geliyor içimden. Yapıyorum. Otobüs şoförüyle göz göze geliyoruz. “Günaydın” diyorum. Gülümsüyor. Pazar sabahı böyle şeylere açık. Bugün kimseye güçlü görünmeyeceğim. Yoruldum numara yapmaktan. Hatalarımla kavga etmiyorum. Onlar da benimle bu yoldan geçti. Maskemi evde bıraktım. Lazım olur mu bilmiyoru...

görmek

Gormek,hayal etmektir. Görme, insan hayatının vazgeçilmez işlevleri arasında yerini alırken, gören ile görmeyen arasın da da bazı farklılıklar var. İnsan daha önce görmediği ama hakkında fikir sahibi olduğu bir nesneyi ne kadar algılayabilir ya da hayal edebilir. Görme o kadar önemli ki insan, daha önce görmediği bir şeyi çoğu kez hayal bile edemiyor.Yeni doğmuş bir bebeğin hayal dünyası neredeyse sıfıra yakınken, zamanla birlikte hayal dünyasında gelişme gerçekleşiyor. Bu gelişmenin nedeni ise görme eyleminin gerçekleşmeye başlaması. Amerika’daki bir grup yerli, daha önce bir gemi görmedikleri için, kıyılarına gemi yaklaşmasına rağmen, ilk etapta göremiyorlar. Gemiler ancak bir kaç kez kıyıya yaklaştıktan sonra gemilerin farkına varıyorlar. Çünkü daha önce ne hayallerinde ne de algılarında gemi gibi bir nesne yer edinmemiş. Böylece gemiyi ancak ikinci ya da uçuncu kıyıya yaklaşma sırasında fark edebiliyorlar.Yine hayatın her karesi görme ile birlikte gerçekleşiyor. İnsan hiç görmediğ...