Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Usturanın Altında Kalan Yıllar

Resim
Bir berber koltuğunda geriye yaslanmış bir adam, Yüzünde köpük, gözlerinde yıllar var. Dalgın gibi görünür belki. Ama o dalgınlık, kaybolmuş bir adamın değil; uçurumun kenarından dönmüş birinin sessizliğidir. Bir zamanlar her şeyi vardı. Sonra bir gün, rakamlar düştü, insanlar dağıldı, güven çatladı. 1995’ün sımsıcak bir sabahında sadece cebindeki para değil, içindeki dünya da eksildi. İnsan iflas ettiğinde en çok parasını değil, kendine olan inancını kaybeder. O günler geçti. Geçti ama iz bıraktı. Her çizgi bir sabrın imzası oldu yüzde. Şimdi bir ustura yanağına dokunurken o, şunu düşünür: “Ben düştüm. Ama yerde kalmadım.” Affetmek kolay değildi. İnsanı yoran yük, borç değil; kalpte taşınan kırgınlıktı. Yıllar sonra anladı ki; affetmek karşıdakini değil, kendini özgür bırakmaktır. Şimdi yüzündeki ifade yorgun değil, Derin. Çünkü bazı adamlar gençken güçlü, yaş aldıkça bilge olur. Ve hayat, en temiz tıraşı acıyla yapar.

Bir Nefeste

Resim

İnadınıza Yaşayacağım

Resim
Her zaman yalnızdım yalnız, Sadece iyi günümde yanımdaydınız. Hep tek kaldım bu alemde. Özellikle sabahsız gecelerde. Gerçi çok da farklı değil di gündüzlerim, Sahte kalabalıklarla da bitmezdi günlerim. Diyeceksiniz ki kalabalık içinde kalınır mı yalnız? Kötü günümde sanki neyin var diye hiç sordunuz? Yine de varsa inatta da bir murat, inadınıza bırakmayacağım size koca bir kainat. Teslim olup size gitmeyeceğim, inanmazsanız da terki dünya etmeyeceğim. Siz ki zannettiniz gidecek bu diyardan, oysa ben ölmeden getireceğim burnunuzdan. Garip Mehmet saçmaladı yine biraz, ama asla af dilemez , bu sözler bile size az

Geçtim Gidiyorum

Resim
İnsanı sevdim. Yüzünü değil, yüreğini sevdim. Kırılganını, eksik yanını, suskunluğunu sevdim. Ama kendimi koyacak bir yer bulamadım o kalplerde. Ben fazla geldim belki. Ya da eksik. Bilmiyorum. Ses oldum, yankı bulmadı. El uzattım, havada asılı kaldı. Gözümle anlattım, kimse hissetmedi... İnsanı sevdim… Kendimi sevdiremedim. Ne zaman denk gelsem birine, Zaman eğriydi. Ne zaman zaman düzelse, Bu kez insan yamuktu. Hep bir yanlış vardı hayatın terazisinde. Ben doğru durdum sandım, Belki de en çok ben eğriydim. Bir kalbe sığamadım. Bir cümlede kalamadım. Bir bakışta yerim olmadı. Olsun… Öylesine geldim. Bir sabah gibi habersiz. Bir akşam gibi sessiz. Çok şey istemedim aslında; Bir omuz, Bir “iyi ki”, Bir “kal” sesi. Olmadı. Şimdi içimde yavaş yavaş sönen bir kandil var. Ne rüzgâr var söndüren, Ne de el uzanıp koruyyan. Kendi kendine azalıyor ışık. Öylesine geldim. Geçtim gidiyorum bu dünyadan. Arkamdan büyük sözler kalmayacak belki. Ama bilinsin: Ben insanı sevdim. Kendimi ...

Seninle Yaşlanabilmek Ne Güzel

Resim
Gençken zaman hızlı akan bir nehir gibidir. Koşarız. Yetişiriz. Kurarız. Hayat hep ileri doğru akar. Sonra bir gün fark ederiz ki, Asıl güzellik hızda değil, yan yana yürümektedir. Birlikte alınan kararlar, birlikte içilen o sabah çayları, aynı masada paylaşılan yalnızca sessizlikle, mekan değildr… Pazar günleri birlikte gidilen dış mekan yemekleri, Ama esas paylaşılan yemek değil, mutlu anlardır. Aşk sadece heyecan değildir. Aşk, yıllar geçtikçe derinleşen bir tanışıklıktır. Bakıştan hâl anlamaktır. Söylenmeden yanındakini duyabilmektedir. Zaman saçlara ak düşürür, yüzlere çizgi çizer. Ama doğru insanla o çizgiler yorgunluk değil, hatıra olur, anlar biriktirir. Ve o anların hepsinin iyi olması da gerekmez. Kötü anlarda da desteğini, yanındalığını hissettirmektir. Nikah töreninde nikah memurunun söylediği gibi hem iyi günde, Hem kötü günde bir arada kalabilmektir. Başa kalkmadan yanındalığını yüzünden eksilmeyen güven mimikleriyle çizebilmektir yüreklere. Bir gün aynaya bakı...

Yeniden Yapılmak…1995

Resim

Kelimelerin Gücü...

İnsan bazen bir kelimenin gölgesinde büyür. Bazen de bir kelimenin altında ezilir. Çocukken duyduğumuz bir “aferin” omuzlarımızı dikleştirir. Yıllar önce söylenmiş bir “sen yapamazsın” ise içimizde görünmez bir duvar örer. Demek ki dünya sandığımız şey, biraz da kulağımıza fısıldanan cümlelerden ibarettir. Zaman her şeyi eskitir derler. Ama kelimeler… Onlar eskimez. Doğru zamanda söylenmiş bir söz, yıllar sonra bile insanın içini ısıtır. Yanlış bir söz ise, en güçlü kalbin bile kuytu yerinde sızı olarak kalır. Biz çoğu zaman kelimeleri basit araçlar sanırız. Oysa kelimeler kaderin sessiz mimarlarıdır. Bir cümle bir insanı yıkabilir. Bir cümle bir insanı yeniden inşa edebilir. Dünyayı değiştirmek büyük laflarla olmaz. Bir kalbe dokunan küçük bir cümleyle olur. Bir çocuğa inanan bir sözle olur. Bir eşe “yanındayım” demekle olur. Bir dosta “geçecek” diyebilmekle olur. Belki de mesele dünyayı değiştirmek değildir. Mesele, karşımızdakinin dünyasında karanlık bir köşeye bir pencere aç...

Bugün Yalnızdım

Bugün çok kalabalık değildi etrafım ama asıl sorun bu değildi belki de. Bugün, anlatacak çok şeyim varken dinleyecek kimse yokmuş gibi hissettim. Yalnızlık bazen kimsenin olmaması değildir; bazen herkesin olması ama kimsenin oraya bakmamasıdır. Bir cümle kursam yarım kalacak gibiydi, tamamlasam karşılık bulmayacaktı. O yüzden sustum; susunca da içim daha çok konuştu. Bugün yalnızdım çünkü yüküm vardı ama omuz yoktu, geçmişim vardı ama soran yoktu, yorgundum ama “geçer” diyen bile yoktu. En çok da şuna yoruldum: İnsanın güçlü görünmeye o kadar alışması ki, kimse artık onun da yorulabileceğini düşünmüyor. Bugün yalnızdım ama bunu inkâr etmedim; çünkü bazı günler yalnızlıkla kavga etmek yerine yanına oturmak gerekir. Ben bugün onu yaptım. Kendimce kendimi dinledim; meğer anlatacak ne çok şey birikmiş. Ama karşımdaki ben, beni anlamak istemedi. Beni ben bile dinlemedim. Yalnızdım… sandığımdan bile yalnız. Benden geriye, yalnız kaldığında bile duygusunu inkâr etmeyen bir insan kalsın.

İnsan Paraya Sahip Olmalı

İnsan paraya sahip olmalı; para insana değil. Bunu kitaplardan öğrenmedim. Bir masanın etrafında, sessizce dağılan insanlardan öğrendim. Yıllar önce, herkesin “işi gücü yerinde” dediği bir ortamdaydık. Para vardı. Kâğıtlar, imzalar, planlar… Herkesin yüzünde aynı cümle: “Merak etme, hallederiz.” Sonra para yön değiştirdi. Ve o gün şunu gördüm: Para artarken, insanların sesi kısıldı. Dün omzuma dokunan el, bugün “yanlış anladın” dedi. Aynı masada oturup aynı çayı içtiğim insanlar, bir anda hesap makinesine dönüştü. Kimse “yanlış yaptık” demedi. Herkesin bir gerekçesi vardı. Herkes kendince haklıydı. Ama kimse insan kalmadı. O gün anladım: Para insana sahip olduğunda, önce vicdanı rehin alıyor. Sonra hatıraları siliyor. En son da yüzleri değiştiriyor. Parayı kaybettim belki. Ama bir şeyi kazanarak çıktım o masadan: Kendime yalan söylememeyi. Bugün biri bana “para her şeydir” dediğinde, susuyorum. Çünkü bazı gerçekler tartışılmaz; yaşanır. İnsan paraya sahip olmalı. Para, insana değil. Ak...

Gemileri Yakmadan

Hayatta en çok gemiyi yakanlardan biri olarak söylüyorum bunu. Bazen haklıydım, bazen sadece yorgun. Ama sonuç değişmedi. Bir öfke patlamasıyla, kötü bir günle, yanlış bir refleksle insanı da, yapıyı da kolayca ateşe verdim. O zamanlar “Kaybetmek kazanmaktır” demek iyi geliyordu. Gidişleri cesaret, kopuşları güç sanıyordum. Oysa çoğu zaman mesele cesaret değildi; iletişimsizlikti. Anlayamamak, anlatamamak, eleştiriyi tehdit sanmak… Ve en kolayı: kaçmak. Yolu seçenlere hâlâ saygım var. Herkes kendi yükünü bilir. Ama bugün dönüp baktığımda şunu da inkâr edemiyorum: Bazen kalıp konuşmak, sınır çizip devam etmek, ilişkiyi onarmaya çalışmak yakmaktan daha zor, ama daha olgun bir güçtü. Ne kör sabırdı eksik olan, ne de cesaret. Eksik olan, kendimi korurken ilişkiyi de taşıyabilmekti. Bugün biliyorum: gerçek olgunluk gemiyi yakmamak değil; yanmadan önce onu yönetebilmektir. Türkiye’nin belki de en çok bu geç kalmış farkındalığa ihtiyacı var.