YAZLIKTAKİ SESSİZLİK
YAZLIKTAKİ SESSİZLİK Gaziantep, 1994. Bir iş insanının mali çöküşü, ihanetler ve içe çöken sessiz bir fırtına… İnsan bazen hayatının dağılışını bir anda duymaz. Önce küçük bir çatırdı gelir. O sabah ben o sesi duydum. Masamda biriken faturalar, ödenmemiş çekler, suskun bakışlar… Hepsi aynı hikâyeyi anlatıyordu. En acısı da güvendiğim insanların yüzlerindeki yabancılıktı. İhanet, ses çıkarmaz; ama ağırlığı insanın içine çöker. Telefonlar susmuyordu. Alacaklılar, ortaklar, sözde dostlar… Ardından tek bir cümle geldi: “Abi, işler bitti. Ortaklık da.” O an anladım; bazen sessizlik, kelimelerden daha çok acıtır. Eve döndüğümde her yer sessizdi. Sokaklar, ev, rüzgâr… Ama içimde sağır edici bir fırtına vardı. O gece uyuyamadım. İnsan yıkıldığını hemen anlamaz; asıl yıkım sabah başlar. Günler geçtikçe sessizlik içime yağmaya başladı. Balkonda şehre baktığım bir akşam fark ettim: Hayat akıyor, ben yerimde sayıyordum. Eşim yanımdaydı; bir şey söylemedi, elini omzuma koydu. Bazen insan, kon...