Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yüzde iki

Resim
# Yüzde İki Ali, fakir bir ailenin çocuğuydu. Her sabah büyük hayallerle okul yolunu tutardı. İçinde bir gün ailesini gururlandıracak, iyi bir insan olacak inancı vardı. Ama matematik dersi başladığında hayalleri kara tahtadaki rakamların arasında kaybolurdu. Öğretmeni anlatırdı. Arkadaşları çözerdi. Ali ise sayılara baktıkça kendini daha yalnız hissederdi. Rakamlar onun için birer sayı değil, aşamadığı bir duvar gibiydi. Bir yıl kaldı. Sonra bir yıl daha... Ve sonunda okul defteri onun için kapandı. Hayat ona bir diploma vermemişti. Ama başka bir okul açmıştı: Hayat okulu... Ali ilk olarak bir inşaatta çalışmaya başladı. Harç taşıdı. Tuğla dizdi. Güneşin altında ter döktü. Kimse onun geçmişte kaç aldığını sormadı. Kimse matematik dersinden kaldığını önemsemedi. Hayat sadece şunu sordu: "Çalışacak mısın?" Ali çalıştı. Öğrendi. Sabretti. Yıllar içinde amelelikten ustalığa, ustalıktan taşeronluğa, taşeronluktan müteahhitliğe uzanan zorlu bir yol yürüdü....

Haksızlığa Karşı Bir Selam...

Resim
Askerliğimi yaptığım günlerdi. Yine bir cumartesi nöbet listesine göz attım. Ertesi gün için bir kez daha Subay Orduevi Nöbetçi Subaylığı bana yazılmıştı. Saydım; o ay tuttuğum cumartesi ve pazar nöbetlerinin sayısı tam yediye ulaşmıştı. İçimde biriken öfke bir anda kabardı. Nöbet listesini elime alıp hızlı adımlarla Orduevi Komutanı Albayın odasına yöneldim. Kapıyı çaldım. — Gir! İçeri girdim, selamımı verdim. — Komutanım, bir hususu arz etmek istiyorum. Elimdeki listeyi göstererek, nöbet dağılımında bana haksızlık yapıldığını, diğer asteğmenlere göre çok daha fazla nöbet tuttuğumu anlattım. Sözlerim bitince Albayın yüzüne baktım. Belki bir yanlışlık olmuştur, belki de düzeltilir diye düşünüyordum. Ama beklediğim olmadı. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık ya da anlayış ifadesi yoktu. Omuzlarını hafifçe silkti. — Askerlikte bunlar olur evladım, der gibi bir tavır sergiledi. Canım daha da sıkılmıştı. Öfke içinde Kolordu Karargâhı'nda görev yapan Kantin Başkanımız Vural Albay...

Çayı Soğutan Düşünceler

Resim
Yazı yazan insanlar iyi bilir; bazen bir bardak çay, insanın iç dünyasının sessiz şahidi olur. Demli bir çay koyarsınız önünüze. İlk yudumu almak istersiniz ama bir cümle gelir aklınıza. Ardından bir başka cümle… Sonra bir anı… Sonra yıllardır unuttuğunuzu sandığınız bir yüz, bir ses, bir ayrılık… Bir bakmışsınız, çayın buharı çoktan çekilmiş. İnsan neden bir bardak çayı soğutacak kadar düşünür? Çünkü bazı kelimelerin yükü ağırdır. Her cümle, yaşanmış bir ömrün içinden süzülüp gelir. Yazarken sadece bir hikâye anlatmayız; biraz kendimizi, biraz kırgınlıklarımızı, biraz da yeniden ayağa kalkma mücadelemizi yazarız. Okuyucu için birkaç dakikalık bir yazıdır belki. Bir çay molasında okunur, sonra hayatın telaşı içinde başka sayfalara geçilir. Ama yazar için öyle değildir. O yazının içinde uykusuz geceler vardır. Verilmiş mücadeleler, gizlenmiş gözyaşları, söylenememiş sözler vardır. Bazen bir paragrafın arkasında yıllarca taşınmış bir acı, bazen de küçücük bir mutluluk saklıdır. ...