Kayıtlar

2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sevdiğin Kadar ...

Sevdiğin Kadar Bir sabah erkendi. Ev henüz uyanmamıştı. Perdelerin arasından sızan ışık, odanın ortasına düşmüş; her şeyi olduğu gibi gösteriyordu. Ne eksik, ne fazla… Çaydanlığın altı kısık ateşteydi. İlk fokurtuyu bekliyordum. Hayat da bazen böyledir; sesini yükseltmeden gelir, fark edersen… Aynaya baktım. Yüzümdeki çizgileri saymadım bu kez. Ne kadar yaşadığımı değil, ne kadar sevdiğimi düşündüm. Takvim yaşımı söylüyordu ama kalbim başka bir yerden konuşuyordu. Meğer insan, aynada gördüğü kadar değil; gözlerinin uzağı gördüğü kadar gençmiş. Birini hatırladım. Uzun zamandır aramadığım, ama içimde hep yaşayan bir yüzü… Hasret, ay ışığı gibiydi; sessiz ama aydınlatıcı. O an anladım: Sevdiğine ne kadar özlem duyuyorsan, ona o kadar yakınsın aslında. Mesafe, haritada değil; kalpte ölçülüyormuş. Çay hazır olduğunda fincanı elime aldım. Sıcaktı. Güneş gibi… Isındım. İnsan da böyledir; ısıtıldığı kadar sıcak, anlaşıldığı kadar güçlü. Kendini yalnız hissettiğinde yalnız, güçlü hissettiği...

SEN MUTLUYSAN BU HERKESE YETER

SEN MUTLUYSAN BU HERKESE YETER Kimi istersen onu seç, ama önce kendini seç. Kendin için yaşa, Kendin için sev, kendin için aşık ol. Kendini beğen ve kendini dinle her zaman. Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü. Düşün ki çok seviyorsun dans etmeyi. Ruhunu doyuruyorsun ve hayatının vazgeçilmezleri arasında. Öyleyse dans et, durma. Kimsenin seni engellemesine izin verme. Sırf başkaları mutlu olacak diye oturma sandalyeye. Kalk ve ilerle pistin ortasına. Sonra yorulana dek dans et.”Ne derler”diye düşünme. Bırak konuşsunlar. Sen mutlu olacaksın ya gerisinin önemi yok! Kendini yollara mı vurmak istiyorsun, bin ilk otobüse. Nereye gittiğine bile bakma. Çık yola. Bir haber ver yeter. Nereye gittiğini soranlara “kendime gidiyorum”de. Kes dünyayla iletişimini, n’olur? Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün. Kayboluşlar insana kendini buldurur bazen. Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler.Çok mu beğendin vitrindeki giysiyi, al o zaman. Ço...

PARMAK UÇLARIMDAKİ HAYAT

PARMAK UÇLARIMDAKİ HAYAT Kendimi ne zaman işe yaramaz, ne zaman aciz hissetsem… O tanıdık duygu gelip içime çöreklendiğinde, eski bir dostun yıllar önce söyledikleri düşer aklıma. Ve yüzümde, kendiliğinden kocaman bir gülümseme belirir. Bana bir gün, tam da en dibe vurduğumu sandığım anda şöyle demişti: “Ne zaman kendini aciz ve işe yaramaz hissedersen, parmak uçlarına bak.” O kadar üzgündüm ki… Sesim bile bana yabancıydı. Kısık bir sesle sadece şunu sorabilmiştim: “Neden?” “Çünkü,” demişti, “o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimsede yok. Sen özelsin. İnanmazsan, parmaklarının ucuna bak.” O an bir şey oldu. Sanki içimde bir yer yeniden nefes aldı. Evet, ben özeldim. Aslında herkes özeldi… Ama beni o günden sonra ayıran şey, kendi özel olduğumun farkına varmış olmamdı. Hâlâ karamsarlığa düştüğümde, umutsuzlukla boğuştuğum anlarda o dostu hatırlarım. Parmak uçlarıma bakarım. Ve kendi kendime fısıldarım: “Sen özelsin… Bunların hepsini atlatırsın.” Yine bir gün, önemli bir...

Krizde Bireysel Olarak Yapılması Gerekenler

İşte dikkat edilmesi gereken 41 ALTIN kural... ALTIN KURAL; ALTIN KİMDEYSE, KURALI O BELİRLER... Bu sözün sahibi; Robert T. KİYOSAKİ - Ekonomist ve Yazar. "ZENGİN BABA YOKSUL BABA" Kitabının yazarı...) Eminiz ki; bir çok dostumuz 41 ALTIN KURAL'a uymakta zorlanabilecek veya uygularken tepki de gösterebilir... Ancak, en azından YIL BAŞINA kadar tedbirli olunmasını samimiyetle öneriyor ve tavsiye ediyoruz... 1- Miktarı ne kadar olursa olsun bankadaki nakit paranızı likit fon ya da kısa vadeli mevduatta değerlendirin. 2- Kredi kartıyla zorunlu kalmadıkça alışveriş yapmayın. Özellikle de uzun vadeli taksitli kampanyalara katılmak için acele etmeyin. 3- İnternet, telefon gibi sabit giderlerinizi minimuma indirecek çözümler üretin. Yakında abone kapma yarışına girecek telefon şirketlerinin kampanyalarını yakından takip edin. 4- Çok zorunlu olmadıkça dayanıklı tüketim malzemelerini yenilemeyin, evinizle ilgili tadilat yapmayın. 5- Kredi kartınızın asgari miktarını bile ödeyemiyo...

Kriz ve Bir Gece

Resim
Kriz ve Bir Gece Krizle ilk yüzleştiğim günü hâlâ net hatırlıyorum. Saatin kaç olduğu önemli değildi; çünkü zaman durmuştu. Masada dosyalar, duvarda yarım kalmış hayaller, içimde ise “Şimdi ne olacak?” sorusu… Telefon susmuyordu ama cevap verecek gücüm yoktu. Herkes bir şey söylüyordu: “Biraz bekle”, “Şimdi risk alma”, “Ortada dur”, “Zaman kazanalım”. O gece şunu fark ettim: Kriz, bekleyeni affetmiyor. Sessiz kalanı ise kendi tarafına yazıyor. Sabaha karşı pencereye yürüdüm. Şehir hâlâ uyuyordu. Ama benim için uyku çoktan bitmişti. İşte o an, yıllar sonra Lee Iacocca’nın satırlarında okuyacağım gerçeği ilk kez kendi hayatımda yaşadım: Kriz gecikeni değil, karar alanı sever. O gün geri çekilmedim. Mükemmel bir planım yoktu ama bir yönüm vardı. Kısa vadede kim ne yapacak belliydi. Orta vadede ise müşteriye, insana, güvene yeniden dokunacaktım. Her çeyrek, kendi kendime hesap verdim. Ne kazandım, ne kaybettim, ne öğrendim… Bazıları “fazla iddialısın” dedi. Oysa ben şunu biliyordum: İ...

İşte yönetimde 32 altın kural ;

İşte yönetimde 32 altın kural ; “İş Hayatında Nasıl Daha Başarılı Olursunuz?” YÖNETİMDE 32 ALTIN KURAL Yazar : Richard R. CONORROE Yayınevi : İlgi Baskı : İstanbul / 1989 / 198 shf. “Ey iş hayatının cesur şövalyesi!.. Görevlerini Ve atılımlarını Dürüstçe Zeka ve şerefle Yapacaksın. Bu prensipler, senin zırhın olsun…” 1. Başarınızı en fazla etkileyebilecek kişileri seçin; onlarla doğrudan, kişisel olarak ve sürekli irtibat halinde bulunun. 2. Şu andaki durumunuzun, yarın hatta bugün değişmeyeceğini sanmayın. 3. Mesleğiniz ne olursa olsun, kendinizi bir satıcı olarak görün. 4. Yapıp söylediklerinizin gelecekteki sonuçlarını daima düşünün. 5. İş hayatında mevki her şey değildir (fakat kısme). 6. Başkalarından daha iyi yaptığınız işleri keşfedin ve yapın. 7. Kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğiniz şeyleri arkasından söylemeyin. 8. Her felakette zaferin tohumlarını ve her zaferde felaketin tohumlarını arayın. 9. Yalan söylemeyin. Doğruyu söyleyemiyorsanız susun. Yalan söylemeye başladığınız anda...

Zamansızlık Probleminizden Sonsuza Kadar Kurtulun

Zamansızlık Probleminizden Sonsuza Kadar Kurtulun “yapacak o kadar çok işim var ki…” “yapılacaklar listem doldu taştı” “hayatın akışını takip edemez oldum” “Bana 24 saat yetmiyor” Bu sözler size yabancı gelmiyorsa eminim bu yazı işinize yarayacak Bu aralar oldukça yoğun bir süreçte olduğumu bilen bilir. Bu süreçte yaptığım en verimli işlerden biri iş bitirme (GTD) sanatı üzerine David Allen’ın “Getting Things Done” adlı eseri bitirmek oldu. Pek Nedir “İş Bitirmek”? İş bitirmek (getting things done) yapmamız gereken işleri en az zihinsel çabayla, ve yapılması gereken en kısa zamanda, bitirmemizi sağlayan sistematik bir yöntemdir. İş Bitirme Metodolojisi, aslında pek çoğumuzun bilinçsiz olarak yaptığı “doğal düzenleme süreci”nin belirli bir platforma oturtulması ve derlenmesinden ibaret. Siz de bir “iş bitirici” olmak istiyorsanız; 1. Zihninizden hiçbir şey tutmayın. Zihniniz su kadar durgun olsun. 2. Şu an olması gereken durumda olmayan, olması gerektiğinden farklı olan her türlü düşün...

Aslında üstün zekalısınız

Resim
ASLINDA ÜSTÜN ZEKÂLISINIZ Bize çok erken yaşlarda bir şey öğretildi: Haddimizi bilmek. Bir kâğıdın üzerindeki rakamla tanımlandık. “İyi”, “orta”, “zayıf” diye ayrıldık. Ve çoğumuz, aklımızın sınırlarını bir sınav kâğıdının kenarında bırakıp çıktık hayata. Kimse bize şunu söylemedi: Zekâ, ölçülen bir şey değildir. Zekâ, uyanandır. Yıllar sonra bilim, gecikmiş bir itiraf gibi konuştu. İnsan beyninin sandığımız kapasitesinin büyük bölümü, daha yeni yeni anlaşılmaya başlandı. Bildiğimizi sandıklarımız, bilmediklerimizin yanında cılız kaldı. Oysa biz, kendimizi çoktan küçültmüştük. IQ dediler adına. Bir sayı verdiler. Sanki kaderdi. Oysa o sayı, yalnızca bir anın fotoğrafıydı; hayatın tamamı değil. Bugün biliyoruz ki zekâ sabit değildir. Öğrenir, değişir, büyür. Genler bir yere kadar söz sahibidir; gerisi çevre, emek, cesaret ve meraktır. Her birimizin içinde birden fazla akıl yaşar. Kimi kelimelerde nefes alır, kimi notalarda, kimi elleriyle düşünür, kimi insanlara dokunarak anlar dü...

USTANIN ELİNİN DOKUNUŞU

Ustanın Elinin Dokunuşu Mezatçı, hırpalanmış, çizilmiş eski kemana şöyle bir baktı. Harcanacak zamana pek değmeyeceğini düşünüyordu ama yine de kalabalığa gösterdi. “Bu ne eder arkadaşlar?” diye sordu. “Açık artırmayı kim başlatacak?” “Bir dolar…” “İki dolar…” “Yalnızca bu kadar mı?” “Üçe çıkartan yok mu?” “Üç dolara satıyorum… satıyorum…” Tam o anda, en arka sıralardan kır saçlı bir adam öne çıktı. Eski kemanı eline aldı. Üzerindeki tozu sildi. Gevşek yaylarını gerdi. Akort etti. Ve kusursuz bir melodi çalmaya başladı. Salon sessizliğe büründü. Müzik bittiğinde mezatçı bu kez daha alçak bir sesle sordu: “Şimdi… keman için ne veriyorsunuz?” “Bin dolar.” “İki bin.” “Üç bin.” “Satıyorum… sattım!” Kalabalık alkışlıyordu. Bazıları ise ağlıyordu. “Ne oldu da değeri bu kadar değişti?” diye sordular. Cevap kısa ve netti: “Bir ustanın eli değdi.” Hayatta da böyledir. Yıpranmış, uyumsuz, yaralanmış nice insan; yanlış kalabalıkların içinde, bir kase çorba, bir alkış, geçici bir ...

Aptalla kuşun hikayesi

Bir adam hileyle, kuşun birini tuzağa düşürerek yakaladı. Kuş dile geldi, yalvardı. ''Ey ulu insan, sen koyunları, öküzleri yedin, bir çok deveyi kurban ettin. Bu dünyada onlarla bile doymadın, benimle mi doyacaksın? Eğer beni bırakırsan ben sana üç öğüt vereceğim.Bunlara uyarsan her müşkülün hallolur.Birincisini, elindeyken vereyim, eğer beğenirsen benibırakırsın. İkincisini şu dama konarken, üçüncüsünü de şu uluağaçta söylerim,'' dedi.Adam kuşu sıkı sıkıya tutarak: ''Haydi söyle bakalım, eğer beğenirsem seni bırakırım,''dedi.''Kuşçağız ilk öğüdünü söyledi:''Olmayacak sözü kim söylerse söylesin, inanma'' dedi.Adam öğüdünü beğenerek kuşu bıraktı. Kuş uçarak damın saçağına kondu. İkinci öğüdünü söyledi: ''Geçmiş gitmiş şeylere, kaçmış fırsatlara ah vah etme.''dedi. Sonra biraz geriye çekilerek orada bulunana ulu ağacakondu: ''Benim karnımda on bir dirhem ağırlığında paha biçilmez birinci vardı. Eğer beni ...

Düşüncelerin esiri olmak

Düşüncelerin esiri olmak Doğruları bulma çabası insan hayatı var oldukça devam edeceğe benziyor. Birçoğumuz herhangi bir konuda karar verirken çoğu kez hayata bakış açımızın esiri oluyoruz. Hayata bakış açımızın esiri olmak ta ne demek diyebilirsiniz. Bugün bütün toplumsal çatışmaların yaşanmasının tek nedeni olduğunu düşündüğüm hayata bakış açımız, bizi birçok kez yanlış kararlar vermeye itiyor. Bir insanı niçin severiz sorusunun cevabı da aynı zamanda hayata bakış açımızın esiri olma arasında ortak bir nokta var. Bir şirketin üst düzey yöneticisi iken personel alımında bir elemanın niteliklerinden çok sizinle aynı bakış açısını paylaşmasını kıstas alıyorsanız yeni bir dünyayı tanımayı da kaçırmış oluyorsunuz. Ya da bir üniversite yüksek lisans için öğrenci seçiminde bulunacaksınız, istiyorsunuz ki seçtiğiniz öğrenciler sizin gibi düşünsün, hayata sizin baktığınız gözlerle baksın. Böyle bir beyin yapısına sahip bir yönetici, bir hoca nasıl başarı elde edebilir. Bütün başarıların altın...

Sonucu Düşünen Kahramanlar

Sonucu Düşünen Kahramanlar Bir ülkede fakir bir adam, kralın kızına âşık olur. Ümitsizdir ama vazgeçmez. Cesaretini toplar, kralın huzuruna çıkar ve niyetini söyler. Kral iyi yüreklidir ama kızını vermek istemez. Adamı da kırmamak için bir şart koyar. Birlikte sandala binerler. Denizin ortasında kral parmağındaki yüzüğü çıkarır, suya atar ve der ki: “Bu yüzüğü bana getirirsen kızımı sana veririm. Getiremezsen, unut.” Adam kabul eder. Kıyıya döndüğünde eline bir tas alır ve denizi boşaltmaya başlar. Günler geçer. Haftalar, aylar, yıllar… Adam hâlâ tasla denizi boşaltmaktadır. Tasın taşlara vurmasından çıkan ses denizdeki canlıları rahatsız eder. Merak ederler, bakarlar. Adamın yüzüğü aradığını öğrenirler. Bu sesten kurtulmak isteyen bir balık, yüzüğü alır ve adamın tası daldırdığı yere bırakır. Adam yüzüğü bulur. Ve kralın huzuruna çıkar. Kral şaşkındır. Ama söz sözdür. Bu hikâye beni hep şuna götürür: İnsanlar harekete geçmeden önce nasıl düşündüklerine göre kaderlerini yazıyo...

– Kişisel Bir Not

– Kişisel Bir Not Yıllar önce bir akşam eve geç döndüğümü hatırlıyorum. Yorgundum ama içimde tuhaf bir gurur vardı. İşler yolundaydı, sorumluluklar artmıştı, insanlar bana güveniyordu. Kendi kendime, “başarı böyle bir şey olmalı” demiştim. Evin kapısından girdiğimde ise bambaşka bir sessizlik vardı. Kimse bir şey söylemedi. Zaten en ağır cümleler çoğu zaman söylenmez. O gün şunu fark ettim: Başarı bazen alkışla değil, eksiklik hissiyle karşılar insanı. İş yerinde aranır olmak, evde eksik kalmayı telafi etmiyor. Çalışmanın ne demek olduğunu biliyorum. Kendi işini yapmanın yükünü de, bir başkasının sorumluluğunu taşımanın ağırlığını da… “Bugün biraz durayım” deme lüksünün çoğu zaman olmadığını da. Çünkü iş, durduğun an senden uzaklaşır. Ama yıllar bana başka bir şey daha öğretti: Sadece çalışarak kazanılan başarı, bir yerden sonra insanın içini doldurmuyor. İş hayatı net. Çalışırsın, sonuç alırsın ya da almazsın. Özel hayat öyle değil. İhmal ettiğinde hemen alarm vermez. Sessizce g...

Büyüklere Bir Masal...

Büyüklere Bir Masal… Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada yaşayan bir oğlan çocuğu vardı. Hayatı severdi; köpekleri, atları, müziği, denizi… Yüzmeye gider, futbol oynar, hayaller kurardı. Büyük hayaller. Bir gün Tanrı’ya seslendi: “Büyüdüğümde ne istediğimi uzun uzun düşündüm,” dedi. Tanrı gülümsedi: “Anlat.” Büyük bir ev istedi. Önünde heykeller, arkasında iki St. Bernard… Uçsuz bucaksız bir bahçe. Uzun boylu, siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan, şarkı söyleyen bir eş… Üç güçlü oğul… Biri bilim insanı, biri senatör, biri milli futbolcu. Kendisi gezgin olacaktı; okyanuslara açılacak, dağlara tırmanacak, insanları kurtaracaktı. Bir de kırmızı bir Ferrari… Tanrı, “Ne güzel bir hayal,” dedi. “Mutlu olmanı dilerim.” Yıllar geçti. Bir futbol maçında dizini sakatladı. Dağlar, okyanuslar, maceralar geride kaldı. Hayat başka bir yoldan aktı. Pazarlama okudu, tıbbi malzemeler satan bir şirket kurdu. Güzel, sevecen bir kadınla evlendi. Uzun değildi; gözleri mavi değil, ela idi. Git...

Pazar Sabahı

Saatin bir önemi yok. Güneş uyanmış, ben henüz karar vermemişim. Ev sessiz. Sessizlikten korkmuyorum artık. Eskiden içini doldurmak isterdim, şimdi dinliyorum. Çay demleniyor. Kahvaltı hazırlanıyor ama kimseyi beklemiyor. Bugün gecikmek diye bir şey yok. Radyoda eski bir şarkı. Bir zamanlar çok şey hayal ettiğim yıllardan. Sesini kısmıyorum. Pazar çünkü… Kimse kimseyi uyandırmak zorunda değil. Tabaklar en sevdiklerimden. Kırılır mı diye bakmıyorum. Zaten bazı şeyler kırılmadan yerine oturmuyor. Telefon elimde. Aramak istediğim insanlar var. “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye değil. “İyi ki varsın” demek için. Sokağa çıkıyorum. Ayakkabılar ağır geliyor. Bir an durup çimlere basmak geliyor içimden. Yapıyorum. Otobüs şoförüyle göz göze geliyoruz. “Günaydın” diyorum. Gülümsüyor. Pazar sabahı böyle şeylere açık. Bugün kimseye güçlü görünmeyeceğim. Yoruldum numara yapmaktan. Hatalarımla kavga etmiyorum. Onlar da benimle bu yoldan geçti. Maskemi evde bıraktım. Lazım olur mu bilmiyoru...

görmek

Gormek,hayal etmektir. Görme, insan hayatının vazgeçilmez işlevleri arasında yerini alırken, gören ile görmeyen arasın da da bazı farklılıklar var. İnsan daha önce görmediği ama hakkında fikir sahibi olduğu bir nesneyi ne kadar algılayabilir ya da hayal edebilir. Görme o kadar önemli ki insan, daha önce görmediği bir şeyi çoğu kez hayal bile edemiyor.Yeni doğmuş bir bebeğin hayal dünyası neredeyse sıfıra yakınken, zamanla birlikte hayal dünyasında gelişme gerçekleşiyor. Bu gelişmenin nedeni ise görme eyleminin gerçekleşmeye başlaması. Amerika’daki bir grup yerli, daha önce bir gemi görmedikleri için, kıyılarına gemi yaklaşmasına rağmen, ilk etapta göremiyorlar. Gemiler ancak bir kaç kez kıyıya yaklaştıktan sonra gemilerin farkına varıyorlar. Çünkü daha önce ne hayallerinde ne de algılarında gemi gibi bir nesne yer edinmemiş. Böylece gemiyi ancak ikinci ya da uçuncu kıyıya yaklaşma sırasında fark edebiliyorlar.Yine hayatın her karesi görme ile birlikte gerçekleşiyor. İnsan hiç görmediğ...