Kayıtlar

Öne Çıkan Yayın

Yüzde iki

Resim
# Yüzde İki Ali, fakir bir ailenin çocuğuydu. Her sabah büyük hayallerle okul yolunu tutardı. İçinde bir gün ailesini gururlandıracak, iyi bir insan olacak inancı vardı. Ama matematik dersi başladığında hayalleri kara tahtadaki rakamların arasında kaybolurdu. Öğretmeni anlatırdı. Arkadaşları çözerdi. Ali ise sayılara baktıkça kendini daha yalnız hissederdi. Rakamlar onun için birer sayı değil, aşamadığı bir duvar gibiydi. Bir yıl kaldı. Sonra bir yıl daha... Ve sonunda okul defteri onun için kapandı. Hayat ona bir diploma vermemişti. Ama başka bir okul açmıştı: Hayat okulu... Ali ilk olarak bir inşaatta çalışmaya başladı. Harç taşıdı. Tuğla dizdi. Güneşin altında ter döktü. Kimse onun geçmişte kaç aldığını sormadı. Kimse matematik dersinden kaldığını önemsemedi. Hayat sadece şunu sordu: "Çalışacak mısın?" Ali çalıştı. Öğrendi. Sabretti. Yıllar içinde amelelikten ustalığa, ustalıktan taşeronluğa, taşeronluktan müteahhitliğe uzanan zorlu bir yol yürüdü....

Haksızlığa Karşı Bir Selam...

Resim
Askerliğimi yaptığım günlerdi. Yine bir cumartesi nöbet listesine göz attım. Ertesi gün için bir kez daha Subay Orduevi Nöbetçi Subaylığı bana yazılmıştı. Saydım; o ay tuttuğum cumartesi ve pazar nöbetlerinin sayısı tam yediye ulaşmıştı. İçimde biriken öfke bir anda kabardı. Nöbet listesini elime alıp hızlı adımlarla Orduevi Komutanı Albayın odasına yöneldim. Kapıyı çaldım. — Gir! İçeri girdim, selamımı verdim. — Komutanım, bir hususu arz etmek istiyorum. Elimdeki listeyi göstererek, nöbet dağılımında bana haksızlık yapıldığını, diğer asteğmenlere göre çok daha fazla nöbet tuttuğumu anlattım. Sözlerim bitince Albayın yüzüne baktım. Belki bir yanlışlık olmuştur, belki de düzeltilir diye düşünüyordum. Ama beklediğim olmadı. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık ya da anlayış ifadesi yoktu. Omuzlarını hafifçe silkti. — Askerlikte bunlar olur evladım, der gibi bir tavır sergiledi. Canım daha da sıkılmıştı. Öfke içinde Kolordu Karargâhı'nda görev yapan Kantin Başkanımız Vural Albay...

Çayı Soğutan Düşünceler

Resim
Yazı yazan insanlar iyi bilir; bazen bir bardak çay, insanın iç dünyasının sessiz şahidi olur. Demli bir çay koyarsınız önünüze. İlk yudumu almak istersiniz ama bir cümle gelir aklınıza. Ardından bir başka cümle… Sonra bir anı… Sonra yıllardır unuttuğunuzu sandığınız bir yüz, bir ses, bir ayrılık… Bir bakmışsınız, çayın buharı çoktan çekilmiş. İnsan neden bir bardak çayı soğutacak kadar düşünür? Çünkü bazı kelimelerin yükü ağırdır. Her cümle, yaşanmış bir ömrün içinden süzülüp gelir. Yazarken sadece bir hikâye anlatmayız; biraz kendimizi, biraz kırgınlıklarımızı, biraz da yeniden ayağa kalkma mücadelemizi yazarız. Okuyucu için birkaç dakikalık bir yazıdır belki. Bir çay molasında okunur, sonra hayatın telaşı içinde başka sayfalara geçilir. Ama yazar için öyle değildir. O yazının içinde uykusuz geceler vardır. Verilmiş mücadeleler, gizlenmiş gözyaşları, söylenememiş sözler vardır. Bazen bir paragrafın arkasında yıllarca taşınmış bir acı, bazen de küçücük bir mutluluk saklıdır. ...

Bir Takdir Belgesinden Fazlası...

Resim
. Askerliğimi yaparken rütbem asteğmendi. Görev yerim ise 5. Kolordu Merkez Kantini'nin muhasebesiydi. Henüz hayatın başında, üniversiteden yeni çıkmış genç bir maliyeci olarak kendimi bir anda büyük bir sorumluluğun içinde bulmuştum. Kantin Başkanımız Vural Albay, aynı zamanda Kolordu Karargâhı'nda görevliydi. Bu nedenle çoğu zaman başkan vekilliği görevi de bana kalıyordu. Bir yandan kantinin muhasebesini yürütüyor, bir yandan da idari işleri takip ediyordum. Bir süre sonra Kolordu Komutanı'nın bana duyduğu güven daha da arttı. Öyle ki, Marmara Askerî Kampı'nın muhasebesi de bana verildi. Artık iki ayrı birimin hesaplarını tutuyor, aylık bilançolarını ve kâr-zarar tablolarını hazırlıyordum. Bugün dönüp baktığımda kendi kendime hep şunu söylüyorum: "Bir insanın tek başına altından kalkabileceği işler vardır; bir de ancak iyi bir ekiple başarabileceği işler..." Ben şanslıydım. Çünkü yanımda işini seven, sorumluluk sahibi, birbirine güvenen mükemmel bir ekip v...

Bir Sonraki Adım

Resim
Altı ay oldu. Takvime bakınca kısa geliyor insana. Sadece altı yaprak düşmüş gibi... Ama işsiz geçen altı ay, normal zamanla ölçülmüyor. İlk günlerde insan umutlu oluyor. Telefon çalacak sanıyor. Gönderdiği özgeçmişlerin bir yerlerde karşılık bulacağını düşünüyor. Sabahları daha hızlı kalkıyor. Tıraşını oluyor. Ütülü gömleğini gitiyor. Çünkü içinde hâlâ yarınlara dair bir inanç taşıyor. Sonra günler geçiyor. Telefon daha az çalıyor. Sorular çoğalıyor. "Bir gelişme var mı?" "Bir haber çıktı mı?" "Ne oldu o görüşme?" Bir süre sonra cevap vermek zor geliyor. Çünkü anlatacak yeni bir şey kalmıyor. İnsan sadece bekliyor. Beklemek... Belki de hayatın en ağır yüklerinden biri. Çalışırken yorulduğumu sanırdım. Meğer insanı asıl yoran çalışmak değil, beklemekmiş. Beklerken düşünüyorsun. Düşündükçe geçmiş geliyor. Kaçırılan fırsatlar geliyor. Yapılan hatalar geliyor. Keşkeler geliyor. Gece uzuyor. bazen bitmiyor, Sabah geç geliyor. Ve bir gün...

Altı ay da doldu

Resim
Altı ay... Kâğıt üzerinde iki kelime. Yaşayan için ise bitmek bilmeyen bir bekleyiş. İnsan işsiz kalınca sadece gelirini kaybetmiyor. Önce telefonun sesini kaybediyor. Sonra sabahları kalkmak için duyduğu heyecanı. Ardından yavaş yavaş kendine olan inancını... Bir zamanlar aranan, danışılan, fikri sorulan biriyken, bir anda kimsenin aramadığı birine dönüşüyor. En acısı da bu. Yıllarını veriyorsun. Gençliğini veriyorsun. Sağlığından veriyorsun. Ailene daha iyi bir hayat kurabilmek için uykularından veriyorsun. Sonra bir gün anlıyorsun ki iş dünyasının hafızası yok. Dün alkışlanan insan, bugün unutulmuş bir dosya gibi bir kenara bırakılabiliyor. Altı aydır her sabah aynı umutla bilgisayarın başına oturuyorum. Her başvuruda kendimden bir parça gönderiyorum. Her sessizlikte biraz daha eksiliyorum. Kimse söylemiyor ama işsizlik insanın onuruyla da mücadele etmesidir. Bankadaki rakamlarla değil, aynadaki yüzüyle savaşmasıdır. Bazı geceler uyku tutmuyor. Tavanı seyrediyorsun. Saatin tik takl...

Selden Sonra

Resim
Yazlık, benim için huzurun adresiydi. Şehrin gürültüsünden uzaklaştığım, sabah kahvemi kuş sesleriyle içtiğim, geleceğe dair küçük hayaller kurduğum bir sığınaktı. O gün de sıradan başlamıştı. Gökyüzü kapalıydı ama kim bilebilirdi ki birkaç saat sonra hayatın akışı değişecekti. Önce yağmur hızlandı. Sonra yollar dereye dönüştü. Ardından suyun uğultusu duyulmaya başladı. İnsan bazen doğanın gücü karşısında ne kadar küçük olduğunu bir anda anlıyor. Dakikalar içinde yükselen sular, yılların emeğini, birikimini ve hatıralarını önüne katıp götürüyordu. En acısı ise arabamı seyretmekti. Yıllardır kullandığım, beni sevdiklerime götüren, nice yol arkadaşlığı yapan aracım suyun içinde sürüklenmeye başladı. Direksiyonunda değildim ama sanki ben de onunla birlikte sürükleniyordum. Bir süre sonra araç gözden kayboldu. Sonra haber geldi: "Pert olmuş." İki kelime... Ama bazen iki kelime insanın içine bir kaya gibi oturabiliyor. O gece uyuyamadım. Sonraki gece de... Gözlerimi...