Sonucu Düşünen Kahramanlar

Sonucu Düşünen Kahramanlar Bir ülkede fakir bir adam, kralın kızına âşık olur. Ümitsizdir ama vazgeçmez. Cesaretini toplar, kralın huzuruna çıkar ve niyetini söyler. Kral iyi yüreklidir ama kızını vermek istemez. Adamı da kırmamak için bir şart koyar. Birlikte sandala binerler. Denizin ortasında kral parmağındaki yüzüğü çıkarır, suya atar ve der ki: “Bu yüzüğü bana getirirsen kızımı sana veririm. Getiremezsen, unut.” Adam kabul eder. Kıyıya döndüğünde eline bir tas alır ve denizi boşaltmaya başlar. Günler geçer. Haftalar, aylar, yıllar… Adam hâlâ tasla denizi boşaltmaktadır. Tasın taşlara vurmasından çıkan ses denizdeki canlıları rahatsız eder. Merak ederler, bakarlar. Adamın yüzüğü aradığını öğrenirler. Bu sesten kurtulmak isteyen bir balık, yüzüğü alır ve adamın tası daldırdığı yere bırakır. Adam yüzüğü bulur. Ve kralın huzuruna çıkar. Kral şaşkındır. Ama söz sözdür. Bu hikâye beni hep şuna götürür: İnsanlar harekete geçmeden önce nasıl düşündüklerine göre kaderlerini yazıyorlar. New York Üniversitesi’nde yapılan geniş bir araştırmada, insanların büyük çoğunluğunun bir eyleme başlamadan önce önce olumsuz sonuçlara odaklandığı görülüyor. Aynı kişiler daha sonra takip ediliyor. Olumlu tarafa odaklananların iş hayatında daha başarılı oldukları ortaya çıkıyor. Girişimciler üzerinde yapılan benzer bir araştırma da aynı şeyi söylüyor: İnsanlar daha yola çıkmadan, zihninde sonucu kayıp olarak yazarsa çoğu zaman gerçekten kaybediyor. Çünkü biz: Sonucu düşünme biçimimizle davranışlarımızı, davranışlarımızla sonuçlarımızı, sonuçlarımızla da hayatımızı şekillendiriyoruz. O fakir adam denizi boşaltabileceğini mi düşündü? Hayır. O sadece sürece sadık kaldı. Belki de bu yüzden bazı insanlar başarıya “şans” derken, bazıları onu ısrarla çağırır. Belki de kahramanlık, sonucu garanti etmek değil, sonucu düşünmeden yola çıkabilmektir. Bir süreliğine sonucu bir kenara bırakalım. Süreci yaşayalım. Bakalım… Kahraman olabilecek miyiz? — Yalçın Arı’dan ilhamla

Yorumlar