USTANIN ELİNİN DOKUNUŞU

Ustanın Elinin Dokunuşu Mezatçı, hırpalanmış, çizilmiş eski kemana şöyle bir baktı. Harcanacak zamana pek değmeyeceğini düşünüyordu ama yine de kalabalığa gösterdi. “Bu ne eder arkadaşlar?” diye sordu. “Açık artırmayı kim başlatacak?” “Bir dolar…” “İki dolar…” “Yalnızca bu kadar mı?” “Üçe çıkartan yok mu?” “Üç dolara satıyorum… satıyorum…” Tam o anda, en arka sıralardan kır saçlı bir adam öne çıktı. Eski kemanı eline aldı. Üzerindeki tozu sildi. Gevşek yaylarını gerdi. Akort etti. Ve kusursuz bir melodi çalmaya başladı. Salon sessizliğe büründü. Müzik bittiğinde mezatçı bu kez daha alçak bir sesle sordu: “Şimdi… keman için ne veriyorsunuz?” “Bin dolar.” “İki bin.” “Üç bin.” “Satıyorum… sattım!” Kalabalık alkışlıyordu. Bazıları ise ağlıyordu. “Ne oldu da değeri bu kadar değişti?” diye sordular. Cevap kısa ve netti: “Bir ustanın eli değdi.” Hayatta da böyledir. Yıpranmış, uyumsuz, yaralanmış nice insan; yanlış kalabalıkların içinde, bir kase çorba, bir alkış, geçici bir onay uğruna ucuza harcanır. Neredeyse satılmıştır. Neredeyse vazgeçilmiştir. Ama bazen… Bir usta çıkar. Bir lider dokunur. Ve değer, yeniden ortaya çıkar. Kalabalık bunu çoğu zaman anlamaz. Çünkü ne ilhamı bilir, ne de ustalığın sessiz gücünü. Liderlik tam da budur: Bağırmak değil, değeri görmektir. Ve doğru anda dokunabilmektir. — Myra B. Welch’ten ilhamla (F. Handan Senan alıntısı) Kendi Yaşanmışlığım Bir dönem ben de “o eski keman”ın yanından geçildiğine şahit oldum. Rakamlarla konuşulan, insanın gözden çıkarıldığı bir zamanda… Herkes maliyete bakıyordu, kimse potansiyele değil. Birini harcamak kolaydı. Birini sahiplenmek riskliydi. Biz zor olanı seçtik. Beklemesini, toparlanmasını, yeniden ayağa kalkmasını bekledik. Zaman aldı. Ama değdi. Sonradan anladım: Bazen bir insanın kaderi, önüne konulan etiketle değil, ona kimin dokunduğuyla değişiyor. O günden beri şuna inanırım: Liderlik, en parlak olanı öne çıkarmak değildir. En yıpranmış olana hâlâ inanmaktır.

Yorumlar