PARMAK UÇLARIMDAKİ HAYAT

PARMAK UÇLARIMDAKİ HAYAT Kendimi ne zaman işe yaramaz, ne zaman aciz hissetsem… O tanıdık duygu gelip içime çöreklendiğinde, eski bir dostun yıllar önce söyledikleri düşer aklıma. Ve yüzümde, kendiliğinden kocaman bir gülümseme belirir. Bana bir gün, tam da en dibe vurduğumu sandığım anda şöyle demişti: “Ne zaman kendini aciz ve işe yaramaz hissedersen, parmak uçlarına bak.” O kadar üzgündüm ki… Sesim bile bana yabancıydı. Kısık bir sesle sadece şunu sorabilmiştim: “Neden?” “Çünkü,” demişti, “o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimsede yok. Sen özelsin. İnanmazsan, parmaklarının ucuna bak.” O an bir şey oldu. Sanki içimde bir yer yeniden nefes aldı. Evet, ben özeldim. Aslında herkes özeldi… Ama beni o günden sonra ayıran şey, kendi özel olduğumun farkına varmış olmamdı. Hâlâ karamsarlığa düştüğümde, umutsuzlukla boğuştuğum anlarda o dostu hatırlarım. Parmak uçlarıma bakarım. Ve kendi kendime fısıldarım: “Sen özelsin… Bunların hepsini atlatırsın.” Yine bir gün, önemli bir kararın eşiğindeyken bana şunu söyledi: “Önce ne istediğini iyi belirle. Sonra, ona ulaşmak için ne gerekiyorsa yap.” Ardından ellerini gözlerimin önünde üç kez çırptı. “Ne oldu şimdi?” diye sordu. Anlamsızca baktım. “Üç saniye,” dedi. “Hayatından uçtu gitti. Ve hiçbir şey o üç saniyeyi geri getiremez.” Sonra ekledi: “Hayatı, istediklerine ulaşmak için harca. Bir gün arkana dönüp baktığında, o saniyelerin bomboş bir ömür olduğunu görmek istemiyorsan…” Farkında mıyız gerçekten? Hayat saniyelere bölünmüş hâlde akıp gidiyor. Bir saliseyi bile geri alamıyoruz. Aynaya baktığımızda, her gün yeni bir beyaz tel, yüzümüzde yeni bir çizgi görüyoruz. Peki biz hayattan ne istiyoruz? Beklentilerimiz için gerçekten savaşıyor muyuz? Yoksa zaman denen o acımasız düşmanın bizi yenmesini seyretmekle mi yetiniyoruz? Bir kez daha parmak uçlarınıza bakın. Sonra parmaklarınızı üç kez şıklatın. O izler sizden başka kimsede yok. Ve çıkan o ses… Hayatınızdan silinmiş üç saniye sadece. Siz özelsiniz. Yeryüzünde teksiniz. O hâlde beklentileriniz de size layık olmalı. Uğruna savaşmaya değmeli. Zaman denen canavar galip gelmeden, biz hayattan istediklerimizi almalıyız. Ki geriye dönüp baktığımızda kucak dolusu mutlulukla zamana küçük bir nanik yapabilelim. Bu satırları yazarken düşündüm: O dostumu ne zamandır aramıyordum? Yerimden kalktım. Bilgisayarı kapattım. Telefonu elime aldım ve aradım. Çok mutlu oldu. “Ne oldu, hangi dağda kurt öldü?” dedi. “Özel birini aramak istedim,” dedim. “Aklıma sen geldin.” Sonra ekledim: “Ellerimi üç kez çırptım. Geçen zamanı geri getiremediğimi gördüm. Belki de seni arayacak başka üç saniyem olmayacaktı…” Bir dostun mutluluğu, insanın içini nasıl da ısıtıyor. Telefonu kapattığımda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Zamana bir nanik daha yapmıştım. Şimdi soruyorum: Bugün, özel biri olan kendin için ne yaptın? Bir dostu aradın mı? Bir sevgiyi ertelemeden söyledin mi? Ellerini üç kez çırp. Üç saniye geçti bile. Ve unutma… Eğer bana inanmazsan, parmaklarının ucuna bak.

Yorumlar