Kayıtlar

Tamda İşmi Kuracaktınız, Durumunuzu Gözden Geçirin

Bugün Temmuzun 20 si yıllardan 2009. Emekklilik yaklaştı, üç beş kuruş biriktirdiniz. Kel kötü bir dükkan açar ufaktan işime bakarım diyorsunuz. Hatta hesaplı bir dükkan varsa dükkanı satın bile alabilirim diye içişnizden geçirmektesiniz. Nasılsa ev vaktiyle alındı artık cepte , araba desen artık evdeki koltuk takımı kadar yadsınmış yokluğu düşünülemez bile. Bu durum size tam uymadı ise o zaman bir yakınınız size bir iş öneriyor. Abi sen masa başı adamısın çok bilmiyorsun ama piyasada çok iş var diyor. Sen kontrolünü yap işi ben çeviririm diyor. Niye diyor bir fikri var içini heyecan sarmış ama parası yok. Para sizde yıllarca ince işçilik yapıp biriktirdiniz. Dışardan zengin görünüyorsunuz oysa sizi ikna etmeye çalışan bu yakınızda en az sizin kadar kazandı aylık fakat sizin gibi sakin hesaplı olamayınca biriktiremedi. Şimdi gün karıncanın , cırcır böceğinin günü değil. Elde para var. Bir şeyler de yapmak istiyorsunuz. İş kurmaya hazırsınız fakat hiç bilginiz yok. Dışardan bakınca dükk...

İyi bir lider? ?

Yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyor insan: Herkes bir koltuğa oturabilir, ama herkes bir iz bırakamaz. Yöneticilik çoğu zaman atanır. Liderlik ise seçilir. Daha doğrusu, bir sabah insanın kendine sorduğu bir soruyla başlar: “Ben sadece işleri mi yürüteceğim, yoksa insanlara bir yön mü göstereceğim?” Gençken liderliği yüksek ses sanırdım. Buyurgan cümleler, kesin kararlar, kalın çizgiler… Yaş aldıkça fark ettim; liderlik çoğu zaman sessiz bir cesarettir. Walt Disney’in dediği gibi; merak, cesaret, süreklilik… Ama hepsinin önünde güven. İnanmadığın bir şeyi kimseye inandıramazsın. İnanmadığın bir yolda kimse seninle yürümez. Rosa Parks’ı düşünürüm bazen. Ne unvanı vardı ne gücü. Sadece kalkmamaya karar verdi. Bir koltukta oturmak değil, bir tarihin yönünü değiştirmekti o an yaptığı. Liderlik tam da budur. Bir anda, herkesin alıştığı yere “hayır” deme cesareti. İş dünyasında da fark değişmez. Disney insanları mutlu etmek istedi. Sam Walton küçük kasabaların umudu oldu. Jack Welch ...

İyi maaş zammı almanın 5 temel yolu

İyi maaş zammı almanın 5 temel yolu "Krizde zam mı olur?" diyenlere kulağınızı tıkayın. Maaş zamlarının en fazla merak edildiği bu dönemde pazarlık şansınızı artıracak bu ipuçları aklınızda bulunsun. Özellikle yılın bu zamanında maaş zamları her zaman en çok merak edilen ve konuşulan konudur. İşverense bu karar sürecinde açık olmayı tercih etmez. Peki, maaş zamlarına nasıl karar veriliyor? Bu konuda kapalı kapılar ardında tutulan sırlar neler ve bunları nasıl avantaja çevirirsiniz? İşte pazarlık şansınızı artıracak beş tüyo… 1. Zam oranları düşük, performansınıza dikkat edin Uluslararası insan kaynakları derneği WorldatWork’ün bu yıl 35’incisini gerçekleştirdiği “WorldatWork Salary Budget Survey” adlı araştırmaya göre 2008’de maaş bütçelerindeki net artış yüzde 3.9 olarak gerçekleşti. Bu oranın 2009’da da aynı kalacağı tahmin ediliyor. Bu, maaşlardaki ortalama artışın da bu seviyelerde olacağı anlamına geliyor. WorldatWork yetkililerine göre performans değerlendirmelerinde üs...

İş Görüşmesine Çağrılmıyorsanız. . .

Resim
Her gün yüzlerce özgeçmiş şirketlere yağıyor. Özensiz, düzensiz hazırlanmış pek çok özgeçmiş… Sonrasında ise adayların gerçekten iş arayıp aramadıklarını düşünüyorsunuz. Adaylar da dertleniyor ve neden kimsenin onları arayıp sormadıklarını düşünüyor. Bir özgeçmiş, işvereni sizinle görüşmeye ikna etmeli. Özgeçmiş yazmanın temel hedefi budur. Sizi tanıtan en önemli dokümanınız özgeçmişinizdir. Bunu profesyonelce hazırlamak ciddi bir zaman ve çaba gerektirir. Bu çabayı göstermekte zorlananların aşağıdaki üç konuya göz atmasında fayda var: 1. Boş özgeçmiş örnekleri var mı? Boş özgeçmiş örneği, sizi sadece diğer adaylarla aynı kefeye koyar. Şablonlara bilgi doldurmak onu etkin yapmaz, sadece birbirine benzeyen özgeçmiş havuzuna sizi atar. Hepsi bu. Özgeçmiş yazmayı maalesef okullarda da öğrenmiyoruz. Üstelik bunu yazmak farklı yetenekler gerektiriyor. Bu yüzden özgeçmiş yazmakta zorlananlar mutlaka profesyonel destek almalılar. Eğer bir özgeçmiş yazmak için profesyonel hizmete gerekmez diyo...

Sevdiğin Kadar ...

Sevdiğin Kadar Bir sabah erkendi. Ev henüz uyanmamıştı. Perdelerin arasından sızan ışık, odanın ortasına düşmüş; her şeyi olduğu gibi gösteriyordu. Ne eksik, ne fazla… Çaydanlığın altı kısık ateşteydi. İlk fokurtuyu bekliyordum. Hayat da bazen böyledir; sesini yükseltmeden gelir, fark edersen… Aynaya baktım. Yüzümdeki çizgileri saymadım bu kez. Ne kadar yaşadığımı değil, ne kadar sevdiğimi düşündüm. Takvim yaşımı söylüyordu ama kalbim başka bir yerden konuşuyordu. Meğer insan, aynada gördüğü kadar değil; gözlerinin uzağı gördüğü kadar gençmiş. Birini hatırladım. Uzun zamandır aramadığım, ama içimde hep yaşayan bir yüzü… Hasret, ay ışığı gibiydi; sessiz ama aydınlatıcı. O an anladım: Sevdiğine ne kadar özlem duyuyorsan, ona o kadar yakınsın aslında. Mesafe, haritada değil; kalpte ölçülüyormuş. Çay hazır olduğunda fincanı elime aldım. Sıcaktı. Güneş gibi… Isındım. İnsan da böyledir; ısıtıldığı kadar sıcak, anlaşıldığı kadar güçlü. Kendini yalnız hissettiğinde yalnız, güçlü hissettiği...

Sen mutluysan yeter

### SEN MUTLUYSAN, BU HERKESE YETER Hayatın bir yerinde şunu öğreniyorsun: Herkesi memnun etmeye çalışırsan, en sonunda kendini mutsuz ediyorsun. Çünkü ne yaparsan yap, birilerinin mutlaka söyleyecek bir sözü oluyor. “Bunu niye yaptın?” “Böyle giyinilir mi?” “Bu yaşta böyle şey yapılır mı?” “İnsan biraz kendini düşünür.” “Millet ne der?” Bırak desinler. Senin hayatını onlar yaşamıyor. Senin geceleri ne düşündüğünü, neye üzüldüğünü, neyin seni mutlu ettiğini onlar bilmiyor. O yüzden artık biraz da kendin için yaşa. Canın dans etmek istiyorsa dans et. Kimse bakmıyorsa bile et. Hatta herkes bakıyorsa daha çok et. Çünkü hayat, başkalarının alkışını bekleyerek geçirilecek kadar uzun değil. Bir gün çıkıp gitmek istiyorsan git. Nereye? Fark etmez. Bazen insan bir yere gitmez. Kendisinden uzaklaştığı yere geri döner. Biri “Nereye gidiyorsun?” diye sorarsa: **“Kendime gidiyorum.”** de. Yeter. Çok beğendiğin bir şey varsa al. “Ne gerek var?” diyen olur. “Bu kadar para...

Parmak uçlarımdaki hayat

PARMAK UÇLARIMDAKİ HAYAT Kendimi ne zaman işe yaramaz, ne zaman aciz hissetsem… O tanıdık duygu gelip içime çöreklendiğinde, eski bir dostun yıllar önce söyledikleri düşer aklıma. Ve yüzümde, kendiliğinden kocaman bir gülümseme belirir. Bana bir gün, tam da en dibe vurduğumu sandığım anda şöyle demişti: “Ne zaman kendini aciz ve işe yaramaz hissedersen, parmak uçlarına bak.” O kadar üzgündüm ki… Sesim bile bana yabancıydı. Kısık bir sesle sadece şunu sorabilmiştim: “Neden?” “Çünkü,” demişti, “o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimsede yok. Sen özelsin. İnanmazsan, parmaklarının ucuna bak.” O an bir şey oldu. Sanki içimde bir yer yeniden nefes aldı. Evet, ben özeldim. Aslında herkes özeldi… Ama beni o günden sonra ayıran şey, kendi özel olduğumun farkına varmış olmamdı. Hâlâ karamsarlığa düştüğümde, umutsuzlukla boğuştuğum anlarda o dostu hatırlarım. Parmak uçlarıma bakarım. Ve kendi kendime fısıldarım: “Sen özelsin… Bunların hepsini atlatırsın.” Yine bir gün, önemli bir...