İYİ BİR YÖNETİCİ OLABİLİRSİNİZ , AMA İYİ BİR LİDER ?

Yıllar geçtikçe şunu daha iyi anlıyor insan: Herkes bir koltuğa oturabilir, ama herkes bir iz bırakamaz. Yöneticilik çoğu zaman atanır. Liderlik ise seçilir. Daha doğrusu, bir sabah insanın kendine sorduğu bir soruyla başlar: “Ben sadece işleri mi yürüteceğim, yoksa insanlara bir yön mü göstereceğim?” Gençken liderliği yüksek ses sanırdım. Buyurgan cümleler, kesin kararlar, kalın çizgiler… Yaş aldıkça fark ettim; liderlik çoğu zaman sessiz bir cesarettir. Walt Disney’in dediği gibi; merak, cesaret, süreklilik… Ama hepsinin önünde güven. İnanmadığın bir şeyi kimseye inandıramazsın. İnanmadığın bir yolda kimse seninle yürümez. Rosa Parks’ı düşünürüm bazen. Ne unvanı vardı ne gücü. Sadece kalkmamaya karar verdi. Bir koltukta oturmak değil, bir tarihin yönünü değiştirmekti o an yaptığı. Liderlik tam da budur. Bir anda, herkesin alıştığı yere “hayır” deme cesareti. İş dünyasında da fark değişmez. Disney insanları mutlu etmek istedi. Sam Walton küçük kasabaların umudu oldu. Jack Welch “ya birinci olacağız ya da olmayacağız” dedi. Bu hedeflerin ortak yanı şuydu: Basitti, zordu ve insanı yataktan kaldırıyordu. İyi yöneticiler sistemi korur. İyi liderler sistemi dönüştürür. Bazı yöneticiler insanları eşyalar gibi yönetmeye çalışır. Direnç görünce sertleşirler. Oysa lider, bilir ki en büyük sermaye rakamlar değil, insanla kurulan bağdır. Liderlik bir unvan değil, her gün yeniden verilen bir karardır. Güvenli yolu da seçebilirsiniz. Kimse sizi yargılamaz. Ama güvenli hayatlar genelde iz bırakmaz. Yaş aldıkça şu soru daha çok yakışıyor insana: “Kesinlikle başarısız olmayacağımı bilsem, neyi başarmak isterdim?” Bütçeler tutulur, tablolar düzelir… Ama bir insanın kalbine dokunabildiniz mi? İşte orada liderlik başlar. Yönetici olabilirsiniz; ama liderlik, cesaretinizi insanlara emanet etmeyi göze aldığınız gün başlar.

Yorumlar