Gemileri Yakmadan
Hayatta en çok gemiyi yakanlardan biri olarak söylüyorum bunu.
Bazen haklıydım,
bazen sadece yorgun.
Ama sonuç değişmedi.
Bir öfke patlamasıyla,
kötü bir günle,
yanlış bir refleksle
insanı da, yapıyı da
kolayca ateşe verdim.
O zamanlar
“Kaybetmek kazanmaktır” demek
iyi geliyordu.
Gidişleri cesaret,
kopuşları güç sanıyordum.
Oysa çoğu zaman
mesele cesaret değildi;
iletişimsizlikti.
Anlayamamak, anlatamamak,
eleştiriyi tehdit sanmak…
Ve en kolayı: kaçmak.
Yolu seçenlere hâlâ saygım var.
Herkes kendi yükünü bilir.
Ama bugün dönüp baktığımda
şunu da inkâr edemiyorum:
Bazen kalıp konuşmak,
sınır çizip devam etmek,
ilişkiyi onarmaya çalışmak
yakmaktan daha zor,
ama daha olgun bir güçtü.
Ne kör sabırdı eksik olan,
ne de cesaret.
Eksik olan,
kendimi korurken ilişkiyi de taşıyabilmekti.
Bugün biliyorum:
gerçek olgunluk
gemiyi yakmamak değil;
yanmadan önce
onu yönetebilmektir.
Türkiye’nin belki de en çok
bu geç kalmış farkındalığa ihtiyacı var.
Yorumlar