Katar'dan Notlarım


Katar’a iner inmez anlıyorsun; burası acele etmeyen ama her şeyin tam zamanında olduğu bir yer. Hava sıcak, ama düzensiz değil. İnsanlar sakin, ama mesafesiz de sayılmaz. Her şey yerli yerinde; sanki “fazlasına gerek yok” diye kurulmuş bir düzen. Doha’da gökdelenler göğe meydan okuyor ama bağırmıyor. Cam, çelik ve mermer var; ama gösteriş yok. Zenginlik saklanmıyor, fakat göze de sokulmuyor. Bir tür sessiz güç hâli… Bizde olsa mutlaka LED’le anlatılırdı. Sokaklarda yürürken şunu fark ediyorsun: Kimse kimseye yetişmeye çalışmıyor. Koşan yok, korna yok, omuz atan yok. Zaman burada biraz daha geniş tutulmuş sanki. İnsan düşünmeye vakit buluyor; bu bazen iyi, bazen tehlikeli. Kafelerde oturup etrafı izledim. Herkesin elinde telefon var ama kimse kimseyi aceleyle geçmiyor. Garsonlar sakin, yüzler gergin değil. Kimse “bir an önce” yaşamıyor hayatı. Bizim memleketteki o görünmez telaş, burada pasaport kontrolünde kalmış. Akşamları çöl başka bir şey anlatıyor. Sessizlik var ama boşluk değil. Karanlık korkutmuyor; insanı içine çekiyor. O an anlıyorsun ki bazı ülkeler ışıkla, bazıları sessizlikle güçlü. Katar bana şunu düşündürdü: Refah sadece para meselesi değil. Düzen, sabır ve ölçü de en az onun kadar pahalı şeyler. Her şeyi alabiliyorsun belki, ama her yere ruhunu koymuyorsun. Dönerken valizim ağır değildi. Ama kafamda birkaç not vardı: – Acele etmeden de yaşanıyormuş. – Sessizlik, bazen lükstür. – Ve insan, başka bir ülkeye gidince kendi içini de biraz gezmiş oluyor.

Yorumlar