Gülümse...
Gülümsemek Üzerine
Bazı sabahlar var,
insan uyanıyor ama hayata henüz katılmamış oluyor.
Yatak toplanmış, çay konmuş,
ama içimiz hâlâ bir önceki günden kalma.
Aynaya bakıyorum.
Yüzüm tanıdık.
Çok şey görmüş, biraz yorulmuş.
Gülümsüyorum.
Kendime değil belki,
hayatta kalmış olmama.
Perdeyi açıyorum.
Güneş “hoş geldin” demiyor.
Hiçbir zaman demedi zaten.
O doğuyor,
biz istersek eşlik ediyoruz.
Çıplak ayak basıyorum yere.
Ev dediğimiz şeyin
bazen gerçekten bizim,
bazen de sadece kısa süreli bir durak olduğunu düşünüyorum.
Misafirlik hissi hiç geçmiyor.
Yüzümü yıkarken
suyun acele etmediğini fark ediyorum.
Bir damlada okyanus saklı,
ama biz hep musluğu suçluyoruz.
Şunu öğrendim yıllar içinde:
Kimse borcunu ödeyemeden gitmedi bu dünyadan,
çünkü borç sandığımız şeyler
çoğu zaman bize ait değildi.
Hayatta olmak,
kenarında durmak değil.
İçinde olmaktır.
Başkalarının dediği gibi değil,
kitaplarda yazdığı gibi hiç değil.
İçinden geldiği gibi.
Güneş ve Ay beklemedi beni.
Hiç kimseyi beklemedi.
Her gün doğdu.
Ben varmışım, yokmuşum…
Umurunda olmadı.
O yüzden öğrendim şunu:
Yaşam benimse,
sorumluluğu da benim.
“Derlermiş, demişler”i bıraktım.
Korkular hafifledi.
Hayaller hâlâ küçük belki,
ama benim.
Bir saksıdaki tek ot gibi.
Gösterişsiz,
ama inatla yaşayan.
Boş bırakmadım söylenmemiş sözleri.
Sarılmam gerekenlere sarıldım.
Çünkü insanın eli boşlukta kalmamalı.
Bir hayatı kucaklamak gerçekten güzel.
Bir hayale sahip olmak daha da.
Artık şunu biliyorum:
Kafeste çırpınan serçe değilim.
Uçmayı unutmamış bir şeyim.
Gülümsüyorum.
Çünkü ne olmak için doğduysam,
olmaya ancak şimdi cesaret ediyorum.
Yorumlar